“…Batı Almanya’da 1966’da SEKSENALTIBİN Nazi, suçlu görülerek, hüküm giymiş. Bunu gazetelerde okumak, radyolarda dinlemek için zamanımıza acımayız. Heyecanlanırız! İşten sonra mitinge giderek oylarımızı vermeye hazırız: AZ! 86 bin azdır! 20 yıl hapis de az; uzatmak gerek!
Oysa bizde (Rusya’da) ON KİŞİ hüküm giymiş. ( Türkiye’de hiç kimse! Muğlalı paşa direkten dönmüş…)
Oder ( Dicle ) ve Ren ( Fırat ) gerisindeki bizi rahatsız eder. Oysa Moskova’nın ( Ankara ) veya Soçi’nin ( Dersim ) yeşil çitleri gerisindeki, kocalarımızın ve babalarımızın katillerinin sokaklarımızda boy göstermeleri, bizimde onlara yol vermemizdeki gerçeklik -hesaba dâhil edilmez, bizi rahatsız etmez- ‘eski yaraları deşmek’ anlamına gelir.
Oysa bir orantı kurulduğunda, Batı Almanya’nın 86 bini, Rusya’da milyonun çeyreği eder! ( Ya Kemalyanus’ un Çiftliğinde? )
***
Bilmece ki, çözümü bulmak bizlere çağdaşlara nasip olmaz: NE SEBEPTEN Almanya’ya kendi canilerini cezalandırmak hakkı tanınmıştır da, Rusya’ya tanınmamıştır? Vücudumuzda çürümekte olan bu pislikten kurtulmadığımız taktirde, ne felaketler dolu bir yolculuk bekler bizi? Dünya bizden ne öğrenebilecek?
Almanya’da görülen davalarda, kah burada, kah orada şaşılacak durumlar görülür kimi vakit:
sanık iki eliyle başını tutar, savunmaktan vazgeçer ve yargıçlardan herhangi bir istekte bulunmaz. Ancak, şimdi canlandırılarak gözünün önüne serilen eski suçlarının manzarasıyla sarsıldığını, nefsine karşı nefret duyduğunu ve yaşamak istemediğini söyler.
İşte yargılamanın erişebileceği en yüksek nokta:
Suçun, suçu işleyenin gözünde bile, iğrenç hale gelme noktası.
Fakat biz n’apalım? Günün birinde torunlarımızın torunları devrimizin birkaç kuşağına
“sümüklüler kuşağı” adını takacaklardır: Boynumuz bükük önce milyonları aşan sayımızla yok edilişimize razı olduk, sonraları ihtiyarlıklarını rahat içinde geçiren katillerimize ihtimamla baktık.
Pişmanlık duymanın onlara yavan ve gülünç gelmesi halinde biz n’apalım?
Başkalarına çektirdiklerinin yüzde birine katlanmaktan HAYVANİ KORKU duyanlarda, bu KORKU’nun, HAKÇA iş görme isteğine galip gelmesi halinde biz n’apalım? Katledilenlerin kanı ile sulanmış toprağın hasadı ürünler onlara tatlı geldi ise ve elleri o nimetlere hırsla yapıştı ise, biz n’apalım?
Haliyle, et kıyma makinesinin kolunu, diyelim 1937 de çevirenler artık genç değil, yaşları elli-seksen arası, en iyi çağları refah ve konfor içinde geçti, dolayısıyla yaptıklarının AYNISI onlara yapılamaz, geç kalındı.
Pekala, yüce gönüllülükle davranalım, onları kurşuna dizmeyelim, tuzlu suyla şişirmeyelim, üzerlerine tahta kuruları serpmeyelim, kırlangıç usulü gem vurmayalım, çizmeyle, copla dövmeyelim, kafataslarını demir çemberlerle sıkmayalım, bagaj misali kamaraya istif etmeyelim, ki üst üste yatsınlar- yaptıklarının hiçbirini onlara karşı uygulamayalım, fakat
HEPSİNİ BULALIM ve
TÜMÜNÜ YARGILAYALIM, memleketimize ve çocuklarımıza karşı kaçınılmaz borcumuzu yerine getirelim. Yargılamaya gelince, kendilerinden önce, işledikleri suçları mahkûm etmeye gerek var. Israrla üzerinde durarak tümüne, teker teker:
-
Evet, ben bir cellât ve bir katildim,
sözünü söyletmeliyiz.
***
İnsanlardan bir kısmının öbür takımının hakkından gelmek için besledikleri
“FİKRİ” : [ ANDIÇ ] açıkça mahkûm etmeliyiz. Kusuru susarak kabul edip, ortaya çıkmasın diye, onu beden içine soktuğumuzda,
TOHUMUNU EKMİŞ oluyoruz. İleride bire bin vererek bol ürün sağlayacaktır. Canilere ceza kesmeMekle, hatta onları kınamaMakla, yalnız değersiz yaşlılıklarını korumakla kalmıyoruz; aynı zamanda geleceğin kuşaklarını da
ADALET’ in anlamından yoksun bırakıyoruz. Gençlerin apolitik umursamazlık havası içinde büyümeleri işte bu sebepten olmaktadır; “eğitimin hafif tutulmasından“ değil.
Gençler, alçaklığın her zaman refah getirdiğini ve hiçbir sefer mahkûm edilmediğini öğreniyorlar.
Böyle bir memlekette hem
İNSANLIK bulunmaz hem de
KORKUYLA yaşanır…”
Aleksander Soljenitsin / Gulag Takım Adaları I. Cilt s. 156-158