24 Aralık 2011 Cumartesi

Soykırım

"Kırım", insanlar için kullanılamayacak denli mekanik, eşyaya dair bir çağrışım uyandırıyor zihnimizde ilk evvelâ. Hattâ benim için bu imkânsızlık, Türkiye'de işkence yapıldığına ilişkin 80'li yıllarda Nokta dergisinde yayınlanan haberi okuduğumdaki şaşkınlığı yaratan kabul edilemezlikten bile derin... Belki de, benzer bir nedenden dolayı gerçeği inkâr olarak ifade edilen "kırımın reddi" ile "kırımın kabul edilemezliği" birbirine karışıyor...

"Devlet bunu yapmaz, şunu yapmaz, onu da yapmaz!" önermesi üzerinden şekillendirilen algılarımız, bildiğinden değil, öyle olmasını umduğundan dolayı inanıyor. Neye, niçin olduğunu sorgulamaksızın, inanç dünyasının konusu haline getirilip örtülen gerçeklerin üzerindeki şalı kaldırmaya yeltenmediğimiz müddetçe 'inanmaya' da devam edeceğiz...

İnanmak ve kırım...

Muhtemelen kırılan insanlar da inanmışlardı; kırımın insan dışılığından dolayı imkânsızlığına. Belki de şu geçiyordu gönüllerinden:

"...İnsanlar asla Allah'a karşı yalan söyleyemez..." (Cin Suresi 5) Öyleyse kırım da ne ola ki?

Hem onca yıl, onca savaş ve acıya rağmen bu topraklarda çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden yapılmış bir kırımın kaydı tutulmuş muydu ki?

Bilmiyoruz tabii. Kırımlar tarihi egemenlerce, 'muzafferler kitabı' olarak mı yazıldı; yoksa, hakikaten tarih, tarihçilere bırakıldığında vahiy berraklığında ve sadeliğinde levh-i mahfuzdan aktarılabilen bir 'gerçekler kitabı' nın yazılması işi miydi?

Elbette bize sorular değil, devlet arşivlerinde gizlenmek için üretilmiş belgeler gerekli. Devletçe katledilip, bilinmezler mezarlığına üstü açık bırakılanlar, usulüne uygun gömülmeyenler arşiv numarasıyla ispatlanmadığında, kimseler katledilmemiş; anaların bağrını taş, yavruların gözünü yaş basmadığı tescillenmiş oluyordu...

Meçhul Öğrenci Anıtı


"...Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
- Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
- Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir..." 
Ece Ayhan


Ve sonra...Kalanların acısı, zulmün kurbanları karşısındaki şahitlik sorumluluğu...Bu uğurda acıların, cesetlerin  kalmışsa şayet un ufacık kemiklerin izini sürmek, bir ayin, bir dua, bir bağışlanma temennisi için itikadınca bir mevlid, bir seramoni sadece...Öz vatanında garipsin yaşayabildiysen, dönebildiysen; ya dönemeyenler, hiç dönemeyecek olanlar?

Memleket hasreti nedir? Ana hasreti, baba hasreti, evlat, kardeş, hısım... yavuklunun hasreti? Nasıl bir özlemdir ki bağırları yangın yerine çeviren? Sorma! Demişler vaktiyle bunun türküsünü de:

"...Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse

Kardeşlerim yolları bilse de gelse..."

Peki ya memleketine vardığında ne ana, ne baba, ne hısım ne yavuklu ne de bir koku kalmamışsa kan ve kırımdan başka? Bir mezar taşın bile yoksa, bağrına basacak bir "taş"ın...

"Analar bağrına taş basar..." Hangi taşı?

Bir taş bile "yok" görülmüşse insana...



Mendilimde Kan Sesleri


"...İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine..." 
Edip Cansever  


Biz insanız! İnsanız! Biz Adem'in çocuklarıyız! Biz kardeşiz...

0 yorum:

Yorum Gönder