Bu ifade üzerine düşündüm biraz, nedense paylaşmak istedim. Belki cümleyi şöyle de kurabilirdim:
"kendim üzerine düşündüm biraz, neden batağa saplanıyorum 'hep' sayılabilecek kadar genellikle?"
Tabii insan kendinden yana olunca:
"Ee! Her yer bataklığa dönüşmüşse, batmamak için ne yapabilirdim ki?" deyip kendini korumaya çalışmıyor da değil. Bunun geçerli ama yeterli bir yanıt olmadığını bile bile...
"Biz bataklık ahalisi..." (1) gibi şairlerden çalınma veciz bir sözün işaret ettiği "tutunamayanlar" adına bir söylev vermek istemiyor da değilim iç yangınımı soğutmak için; ama müflis tüccarlığın açmazı da bu değil mi?
Bataklığın içinden, "kuru olduğu varsayılan dışarı"ya doğru yapılacak 'akıl verme' muhatap bulamaz ya da muhatapları nezdinde alay konusu olur; çünkü "yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?" (2)
Bataklık içine doğru yapılacak bir söylev de işlevsizdir... Ya kulaklar tıkanmıştır çamurdan yahut da o sıra boğulmaktadır biri, gözleri dönmüş ve kulakları gömülmüş kimseyi duyamayacak denli...
Bakmayın siz yine de, söz insanı yoruyor, düşünmek yani. Yoksa, der miydi şair öyle olmayaydı:
"..Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?.." (3)
İşte müflisin 1 artısı burada karşımıza çıkar, benim de bunu paylaşma nedenim. Müflis "ne yapsam?" demesini gerektirmeyecek, "ne yapmaması gerektiğini bildiği 1 yöntem sahibi" olarak oldukça dipten yeniden tutunmaya çalışır "yaşamak deriz oh dear!" (4) denen ân'a...
Bilmiyorum kaç kere boğulmaktan kurtuldunuz ya da bir uçurumu düşmeden hâlis dualarla kaç kere indiniz ve sıfır noktasında güneşin suyla buluşup parıldadığı hayat ışıltılarında ufka bakıp "yaşamak nedir?" bildiniz?
Ne önemi mi var?
Bir uçurum kenarında tutunulan bir dal, omzunuza dokunup sizi kaya'da tutan bir el, başınızı çıkarıp derince çekilen bir nefesle gelen yaşamak arzusunun münâcât dizeleri kurulur bu dost hikayeleriyle, şiir mısralarıyla, hadisle, ayetlerle...
Her damdan düşene, bir damdan düşen gerek...
Bataklıkta, dost başına basarak yatay bir yol almak istemeyeceklere, başlarken dibe doğru da olsa, dikey bir yolculuk nasihati sayın bunu ve bilmem nasıl yaparsınız ama hiç değilse 1 kereye mahsus "Allah'ın eli" olmak nedir bilin!
"...şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin..." (5)
Bitti...
----
Dipnotlar:
(1) Dişlerimiz arasındaki ceset
"...Biz şehir ahalisi, Kara Şemsiyeliler!
Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler!
Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir.
Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler.."
(2) Erbain
"..Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
- Yaşama!
- Ya bileydim?
Yazar: Mıydım Hiç: ..."
(3) Münâcât
(4) Dişlerimiz arasındaki ceset
"...Nezaketten,haklılardan yanayızdır hepimiz
Sevinmemiz çapkıncadır,ağlatır bizi küpeşteler
Yaşamak deriz-Oh,dear-ne kadar tekdüze
Katliamlar ne kötü be birader... "
(5) Üç Frenk Havası / 2. Alum Cantabile
"...Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerime yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekasıyla doymak isterdim
kaba solgun kağıtlar sunardı
şehrin insanı bana..."
Son Not: Alıntılanan mısraların şairi İsmet Özel
0 yorum:
Yorum Gönder