22 Şubat 2011 Salı

Ahlaki olan...

Sevinçle hüznün iç içe geçtiği günleri yaşarken, kurbanlarına gözyaşı döktüğümüz devrimlerin aydınlık yarınlara gebe olması umuduna da seviniyoruz; insanlık trajedisi bu olsa gerek. Yaşamla ölümün beraber yürüdüğü sırat köprüsü ve taşınması ağır gelen yükümüz...

Yüzlerimiz var bir de yüklerimizin yanı sıra. Kimi zaman ikiyüzlü, kimi zaman zulasındaki de dahil çokça yüzsüz. Kendimizle, aynalar dışında karşılaşmadığımız neredeyse her an, başkalarına dönük içlerimiz. Göremediğimiz yüzümüz ne anlatır; içimizi mi? İçi dışı bir yüz müyüz? İçi seni, dışı beni yakan cinsten bir düal yüz müyüz?

İşte bu  "yüz"den olsa gerek "iştir kişinin ainesi yüze bakılmaz" demişler.

İnsanlar ölüyor. İnsanlar öyle ya da böyle ölürken yanı sıra öldürülüyorlar da...Kimine üzülüyoruz, kimini duymuyoruz bile. Ne çok ölüyorlar, öldürülüyorlar değil mi?

Anıyoruz ölülerimizi. Seviyoruz anmaları. Ya ölmeyi?

Destek oluyoruz devrim çabalarına sloganlarla, yürek coşkularıyla, umutlarla...

O kadar coşkulu ve çokuz ki anmalarda, sloganlarda, nutuklarda ama hangi yüzle?

"...Başkalarının ölümü çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için..." diyor şair ve tam da böyle olmasa bile mısra, böyle olsun istiyorum, çünkü bunu düşünmek istiyorum.

İnsan ölümlerinden sevinç devşirilir mi, devrimlerden iktidar, acılardan statü?

Biz nasıl insanlarız?

...İzacae nasrullahi velfeth...

Bu sözün bir derinliği var mıdır içlerimiz de, içimizi yansıtan yüzümüzde yahut da içimizi örten yüzümüzde?

Saçmalıklar ve ihanetler...İhanet sayılamayacak saçmalıklar. Haince tutumlar, kimi de ahmakça...

Değer mi hiç? Kan üstünde parlayan devrim günlerinde desteği, sevinci, sloganı yarım ekmeği paylaşamamak?

"...hiçbirşey söylemeyen sözlere varmak için herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti: incir, yarpuz, karamela..."

Ama ben herşeyi sonuna kadar söylemeyeceğim. Tevbeye açık bir kapımız kalsın, yüzlerimizden sızıp içimize akabilsin için...

3 yorum:

  1. Çok alakasız ama; peki ya kaddafi'nin 'şehit olucam' demesine ne demeli? Bu şehitliğin gerçekten reel bir kıstası olsa da kaddafisinden erbakanına şehitleşmeseler, gerçekten de şehit olup ben cehennemlerde yanarken sefa sürerlerse yandığımdan çok buna üzülürüm.. Keşke yorumlar konuşma şeklinde olsa, konuşsak. Yazınca olmuyor.

    YanıtlaSil
  2. yıllar evvel sanayide yaşlıca bir abi anlatmıştı; balıklarla ve çılarla ilgili bir anısını.

    çarşamba pazarında dolaşıyormuş balık tezgahına bakarken, bunlar palamut değil, tombik demiş tezgahtara.

    hadi beybaba ikile demişler...

    bu hikayeden sonra herşeyin bir gerçeği bir de imitasyonu olduğu iyice dikkatimi çekti. ve kitapta 'furkan' olarak geçen kavramın balık tezgahında izdüşümünü gördüm. doğru ile yanlışı ayırdetme kabiliyeti kazanma.

    şehitlik, sansasyonel bir ölümü değil, sade bir hayatı ima eder. ve sadece hakkı-doğruyu söyleyebilmeyi.

    sanıyorum kaddafi bazı ritüelleri senin bilmediğin biçimde kullanmayı bildiği için senden farklılaşıyor.

    bu da ona, tombiği palamut olarak satma imkanı veriyor bir süre lakin, söz konusu adalet ve bizi yaratanın adaleti olunca işler herkesi şoka sokacak kadar değişecektir.

    bir kenar mahallenin kenar sokağındaki üstü başı hırpani bir kız çocuğunun akşam eve dönen hamal ya da amele babasının ten kokusunu doyasıya içine çekip hasret gidermesi gibidir o; 'seçkin'leri tiksindiren, yoksullarınsa yakından tanıdığı...

    Allah yoksulların yanından sesleniyor bize; kurtuluş için onların yanında olmaya çağırıyor ve yukarıda ismi geçen şahısları oralarda gören var mı bilmiyorum?

    ama onların sırtlarında yükseldiklerine şahitlik edecek çok insan var...

    birgün Seçkin'le beşiktaş iskelesine gelin, ben de çocukları gezdireyim, konuşma şeklinde yorumlayalım inşallah...

    YanıtlaSil
  3. Amen.
    Zenginlik ahlaksızlıktır. Bunu tartışırız. Ben buna inanıyorum.

    YanıtlaSil