22 Ocak 2011 Cumartesi

Hepimiz Hrant'ız hepimiz ERMENİYİZ...

Değerli Etyen Mahçupyan,




Sizinle tanışmıyoruz, ama ben, sizin topluma, siyasete ilişkin derinlikli yazılarınıza; değişik kimlikler, değişik kostümler ve maskeler altında, insanın, kendi yüzünü, kendi içini görmesini kolaylaştıran ince, hatta çok defa şairce yaratıcı, şairce coşkulu analizlerinize çok şey borçlu olduğunu düşünen okurlarınızdan biriyim.



İlişikte, dostunuz Hrant Dink için taziye dileklerimin ve derin acınızı paylaşma isteğimin bir ifadesi olarak, o aziz insan için yazılmış ve onun değerli eşi Rakel Hanımefendi'ye ithaf edilmiş, "Hepimiz Hrant'ız" başlıklı bir şiir bulacaksınız.



Bu şiiri, açıkça ifade etmem gerekirse, hem aynı toprağı, aynı dünyayı ve dolayısıyla pek çok bakımdan aynı insanlık durumunu paylaşan bir birey olarak, hem de, İsa'yı da, Musa'yı da, Muhammed'i de (hepsine selâm olsun) aynı gökçe öğretinin, yani güç ve tahakküm karşısında insan onurunu ayakta tutmaya çağıran, bu ülküye destek veren tek bir öğretinin habercileri, kardeş öncüleri olarak gören bağımsız Müslüman kimliğinin Hrant Dink cinayetine bakışını ve bu saldırıyı duygu planında kendi üzerine alınma biçimini yansıtması bakımından, Hrant Dink'in dostlarına ulaştırmayı bir borç olarak telakki ettim.



Şiiri, eğer sizin için de anlamlı olacaksa, Hrant Dink'in yakınlarına, dostlarına ve ona reva görülen bu kahpece saldırıyı kendi üzerine alındığını düşündüğünüz acılı insanlara iletmenizin ve yine eğer anlamlı olacağını düşünürseniz, onun Agos gazetesinde yayımını sağlamanızın benim için büyük onur olacağını bilmenizi isterim.



Saygılarımla. / 28 Ocak 2007



'Hepimiz Hrant'ız'



Sevgili eşine yazdığı o, yürekleri dağlayan mektubuyla bu şiire esin veren Rakel Dink Hanımefendi'ye...



seni tanımıyordum, Hrant,

yeterince tanımıyordum, evet,fakat gördükten sonra o gün

küskün bir çocuk gibi orada, kaldırımda,

yüzükoyun uzanmış, öyle büyük, destansı,

öylesine tıpatıp kendine, özgürlüğe,

hak edilmiş onura benzeyen bir erinçle

uyurkenki resmini,



hani, yalnız kendine değil, hayır,

ölecekse, ölümü, iyi, güzel ve doğru

şeyler uğruna olsun isteyecek herkese,

her ölümlüye benzeyen güzellikte...

ve kuşkusuz, en çok da, mahallenin

zorbalarıyla baş edemediği için

hırsından gizli gizli ağlayan,

kendi yüreğini kemiren,

gün günden budandığını, yontulduğunu

ve lokma lokma yutulduğunu hisseden

mahallenin sessiz yetimlerine

güç veren dirilikte

uyurkenki resmini

gördükten sonra o gün,



artık diyorum ki, kendime:

vursalardı beni de, Hrant gibi,ben şahsen, zaptiyenin

örtbas muşambasıyla değil, hayır,

Agos gazetesiyle

örtsünler isterdim cesedimi;



Agos gazetesiyle örtsünler, ne fark eder,

yalnızca, senin gibi, perçemim, potinlerim,

bir de -biraz iş çıksın diye

yoksul şairciklere, çömez muhabirlere-

benim de potinlerimdeki

iki romanesk delik

görünecek biçimde...



ki, böylece, resmin geri kalan kısmını

güvercinler doldursun!

senin o, İsa Peygamber'inkini andıran

yakışıklı alnını

kanatıncaya kadar duvara vura vura

sonunda kalbimizde açmayı başardığın

mucizevi gedikten

gökyüzüne saçılan güvercinler...



hani şu, sen susunca, senin şu koskocaman,

Tann'nın eliyle okşanmışçasına sıcak

olduğu anlaşılan yüreğinin sesini,

'sessizliğin sesi'ni, sonsuzluğun sesini

açıkça işitilir kılan,

daha gür, daha beyaz,

daha cesur kanat vuruşlarıyla

gökleri çatırdatan

'tedirgin güvercinler'...

seni tanımıyordum,

fazlaca tanımıyordum, fakat

vursalardı beni de, Hrant Dink, senin gibi,

her şeyi göze alıp, cenaze namazımı

Tanrı'nın 'Meryem Ana' evinde

o evin avlusunda

kılsınlar isterdim, 'bizimkiler'!



kılsınlar, ne fark eder?

kılsınlar ki, böylece, Tanrı'yı bir mülk gibi

çitlerle çevirmeye kalkışan ferisiler

bütün mülklerin, mabetlerin

O'na ait olduğunu bilsinler!



seni tanımıyordum evet, tanımıyordum, fakat

seni, öyle haksız, öyle mızıkçılıkla

oyundan çıkarılmış bir çocuk

gibi gördükten sonra, dostum,

büyük kalkış gününde

aynı oyuna çağınlan iki kafadar gibi

kalkıp da koşabilmek için

sana komşu mezardan,

belki daha cesur, daha kanatlı şeyler,

delice mizansenler hayal etmeli

ve diyebilmeliyim ki,



vursalardı beni de, senin gibi, Hrant Dink,

bu yaşlı şakağımdan,

benim de, o güvey uykusunun tadından,

o gençlik, güzellik uykusunun tadından

adını, kimliğini unutan cesedimi

bir 'karambol' eseri

Balıklı Mezarlığı'na defnetsinler isterdim;

üstümü de, meselâ, lavtacı Nazaret'in,

Hamparsum'un, Nikolaki Ağa'nın

iyi cins bir vatan toprağı gibi demli

ve bir rast semai gibi ağır, kederli

'Ermeni' toprağıyla örtsünler!

evet, evet örtsünler, ne fark eder?



örtsünler ki, böylece, efeliğin şanını,

kanın ve kanla karılmış gücün

verdiği sarhoşluğu burada

kurtlara, çakallara, şahinlere bırakıp

büyük göç katarına katılmasını bilen,

yani senin gibi, Hrant Dink,

şakaklarında ve potinlerinde delik,

ama boyunlarında ne haç, ne ay yıldız,

ne süleymanın mührü,

simurgunu arayan bütün kanatlıların,

bütün 'tedirgin' sakaların,

bülbüllerin, çayırkuşlarının

ve güvercinlerin

orada, 'eskilerin' sözüyle,

'sınıfsız ve devletsiz',

çitsiz, çepersiz, çetesiz

çayırlarında, ebediyetin,

kendi soylarına soplarına boş verip,

sabah akşam yalnızca

Tanrının adını, yalnızca O'nunkini

yücelttiklerini

öğrensin zeolotlar!



ve simurgun gökçe diriliğini,

gökçe doğurganlığını,

ölülere yaşama, taşlara kanatlanma

şevkini veren bir neşide olarak

eklediklerini

sabah akşam ötüşlerine...



Cahit Koytak

6 yorum:

  1. Hrant'ın katilleri biliniyor ama mahkeme önünde ceza almamalarını sağlayan maalesef iktidar. Hrant davasına getirilemeyen adamlar, konu Ergenekon olunca tıpış tıpış getirildiler duruşmalara.

    Etyen Mahcupyan'ı da bu sebeple anlayamıyorum, arkadaşının ölmesine göz yumdular hala iktidarın iyi niyetini arayan, iyi niyetinden dem vuran bakış açısını kaybetmedi. Oysa gün gibi ortada ki 'her dünyevi iktidar gibi' bu da sadece kendine dokunan suçluları cezalandırmak istiyor.

    Azınlıkların statüsü, misyonerliğimizden tut, ölünce gömüleceğimiz yere kadar herşey sorun dert onlara. Milli güvenlik belgesi yüzünden öldü belki de Hrant. Belki bir tarih kitabında geçen pis ermeniler pis rumlar pis kürtler ifadesi yüzünden öldü.

    Kısacası eline kan değmemiş olsa da, ortamı hazırlayanlar da bizim için katil kalacak, onların iyi niyetini aramak nasıl mümkün oluyor?

    Etyen'i her hafta okurum, okur okur üzülürüm..

    YanıtlaSil
  2. söz konusu başkaları olunca, "teferruat" sayılMAmaları için hiç bir gerekçe bulunamıyor nedense?

    sanırım hükümet de tüm 'iyi niyetine' rağmen 'gayrımüslim' ölümleri konusunda 'kader' kavramına yaslanmanın tadını çıkarıyor.

    şöyle ki:

    hükümetin 'kader' anlayışı konusunda Serdar Kaya bugün çok güzel bir yazı yazmış.

    http://derinsular.com/cop-adamlara-muhtaciz/#more-19979

    Surp Mahçupyan'a gelince; sanırım O, kuran'da bahsedilen "...şehrin öbür ucundan koşarak gelip: Ey halkım! sizden hiç bir ücret istemeyen bu adamları(peygamberler)dinleyin..." diyen adama benziyor. kumaşı görüyor ve bu kumaşa göre bir terzilik girişimi olabilir yapıp etmeleri. yoksa baksak, yüreği az yorulmamıştır.

    Hrant Dink'in şehadeti bize şunu bir kez daha göstermiştir ki; tarih boyunca peygamberler hangi gerekçelerle şehit edilmişlerse, Hrant Dink de aynı gereçelerle şehit olmuştur. şahitlikleridir onların başını yiyen. başlarını yiyeceğini pekala gördükleri firavunlar karşısında baş eğmeyişleridir, hakkı söylemekten geri durmayışlarıdır olan biten...

    Hrant Dink yerleşik algı, statüko icabı 'gayrı'; yoksa, kitabın ortasından okunacak olursa yapıp etmeleri fazlasıyla içeride duruyor ve bu adam eğer barışın dilini konuşmadıysa, merak etmeyin islam-barış-peace vs. zaten çoktan gömülmüş olmalı ya da kim o barış dilini konuşan?

    Etyen baba bizim için azizdir. Biz, yani haktan yana olmak durumunda olanlar; haktan yana olduğumuz müddetçe "biz" kalabiliriz.

    Değerli Gasilhane;

    zor meseleye değindin, bizi ağlatan sebeplere değindin, anlatması zor açıkçası...

    YanıtlaSil
  3. Etyen Mahcupyan'ın benden daha fazla (hatta senden daha fazla) içi yanıyor olsa gerek. Buna rağmen 'ondan şuna 3 gitti bunlardan şuna 2' misali alice in wonderland'teki şiirler tadında yaşayan iktidara omuz veriyor ya, anlamıyorum. Elbet bi bildiği vardır Etyen Mahcupyan'ın. İşte o bildiğini henüz anlamadım.

    YanıtlaSil
  4. http://www.gazetem.net/emahcupyan.asp?yaziid=480

    birkaç hafta evvel şöyle yazmıştı. gerçi yazdıklarının bende oluşturduğu izlenim, mümkünler ve idealler arasında seçim yapmak yerine, öncelik sıralamasına dikkat ediyor denebilir.

    YanıtlaSil
  5. http://www.gazetem.net/emahcupyan.asp?yaziid=482

    tabii şu yazıyı da ekleyelim ki yanlış anlaşılmasın. yanlış anlaşılacak olan ne mi? siyasal partilere destek vermek "ayıp" sayılıyor nedense. BSM (bürokratik sakatlama merkezi)nin üretimi propagandalar, siyasal partimizi açıktan söylediğimizde utanılacak bir iş yapmışız algısına bürünmemize ayarlı olduğundan; sevilen bir insanın siyasal partilere desteği "partizanlık/yandaşlık" olarak etiketlenmeye müsait. ulusalcı olanlar için, "elbet bir çıkarı vardır" düzleminde algılanan bu meselenin ulusalcıların zihni arka planlarını(lapsus)öğrenmemiz dışında pek yararı olmasa da geyik olsun için lafı uzattım.

    YanıtlaSil
  6. Keşke kalbin künhü müydü onu biz insanlar da görebilsek ve siyasi parti tercihlerinden niyet okumasak, katılıyorum.. İnsanız işte, devlet denen yapı bir adamı öldürüyor, tüm katillere tiksinti duyuluyor. Ama katiller de insan ve daha önceden sadece yanlışlar değil doğrular üzerine örülü ilişkiler de var. Etyen'i anlamasam da olayı özetle anlatan seni anladım, zaten biz içi uzaktan yananlar sayılırız doğaldır anlaşmamız. Anormal olan anlaşma'lar garip.

    YanıtlaSil