Değerli Etyen Mahçupyan,
Sizinle tanışmıyoruz, ama ben, sizin topluma, siyasete ilişkin derinlikli yazılarınıza; değişik kimlikler, değişik kostümler ve maskeler altında, insanın, kendi yüzünü, kendi içini görmesini kolaylaştıran ince, hatta çok defa şairce yaratıcı, şairce coşkulu analizlerinize çok şey borçlu olduğunu düşünen okurlarınızdan biriyim.
İlişikte, dostunuz Hrant Dink için taziye dileklerimin ve derin acınızı paylaşma isteğimin bir ifadesi olarak, o aziz insan için yazılmış ve onun değerli eşi Rakel Hanımefendi'ye ithaf edilmiş, "Hepimiz Hrant'ız" başlıklı bir şiir bulacaksınız.
Bu şiiri, açıkça ifade etmem gerekirse, hem aynı toprağı, aynı dünyayı ve dolayısıyla pek çok bakımdan aynı insanlık durumunu paylaşan bir birey olarak, hem de, İsa'yı da, Musa'yı da, Muhammed'i de (hepsine selâm olsun) aynı gökçe öğretinin, yani güç ve tahakküm karşısında insan onurunu ayakta tutmaya çağıran, bu ülküye destek veren tek bir öğretinin habercileri, kardeş öncüleri olarak gören bağımsız Müslüman kimliğinin Hrant Dink cinayetine bakışını ve bu saldırıyı duygu planında kendi üzerine alınma biçimini yansıtması bakımından, Hrant Dink'in dostlarına ulaştırmayı bir borç olarak telakki ettim.
Şiiri, eğer sizin için de anlamlı olacaksa, Hrant Dink'in yakınlarına, dostlarına ve ona reva görülen bu kahpece saldırıyı kendi üzerine alındığını düşündüğünüz acılı insanlara iletmenizin ve yine eğer anlamlı olacağını düşünürseniz, onun Agos gazetesinde yayımını sağlamanızın benim için büyük onur olacağını bilmenizi isterim.
Saygılarımla. / 28 Ocak 2007
'Hepimiz Hrant'ız'
Sevgili eşine yazdığı o, yürekleri dağlayan mektubuyla bu şiire esin veren Rakel Dink Hanımefendi'ye...
seni tanımıyordum, Hrant,
yeterince tanımıyordum, evet,fakat gördükten sonra o gün
küskün bir çocuk gibi orada, kaldırımda,
yüzükoyun uzanmış, öyle büyük, destansı,
öylesine tıpatıp kendine, özgürlüğe,
hak edilmiş onura benzeyen bir erinçle
uyurkenki resmini,
hani, yalnız kendine değil, hayır,
ölecekse, ölümü, iyi, güzel ve doğru
şeyler uğruna olsun isteyecek herkese,
her ölümlüye benzeyen güzellikte...
ve kuşkusuz, en çok da, mahallenin
zorbalarıyla baş edemediği için
hırsından gizli gizli ağlayan,
kendi yüreğini kemiren,
gün günden budandığını, yontulduğunu
ve lokma lokma yutulduğunu hisseden
mahallenin sessiz yetimlerine
güç veren dirilikte
uyurkenki resmini
gördükten sonra o gün,
artık diyorum ki, kendime:
vursalardı beni de, Hrant gibi,ben şahsen, zaptiyenin
örtbas muşambasıyla değil, hayır,
Agos gazetesiyle
örtsünler isterdim cesedimi;
Agos gazetesiyle örtsünler, ne fark eder,
yalnızca, senin gibi, perçemim, potinlerim,
bir de -biraz iş çıksın diye
yoksul şairciklere, çömez muhabirlere-
benim de potinlerimdeki
iki romanesk delik
görünecek biçimde...
ki, böylece, resmin geri kalan kısmını
güvercinler doldursun!
senin o, İsa Peygamber'inkini andıran
yakışıklı alnını
kanatıncaya kadar duvara vura vura
sonunda kalbimizde açmayı başardığın
mucizevi gedikten
gökyüzüne saçılan güvercinler...
hani şu, sen susunca, senin şu koskocaman,
Tann'nın eliyle okşanmışçasına sıcak
olduğu anlaşılan yüreğinin sesini,
'sessizliğin sesi'ni, sonsuzluğun sesini
açıkça işitilir kılan,
daha gür, daha beyaz,
daha cesur kanat vuruşlarıyla
gökleri çatırdatan
'tedirgin güvercinler'...
seni tanımıyordum,
fazlaca tanımıyordum, fakat
vursalardı beni de, Hrant Dink, senin gibi,
her şeyi göze alıp, cenaze namazımı
Tanrı'nın 'Meryem Ana' evinde
o evin avlusunda
kılsınlar isterdim, 'bizimkiler'!
kılsınlar, ne fark eder?
kılsınlar ki, böylece, Tanrı'yı bir mülk gibi
çitlerle çevirmeye kalkışan ferisiler
bütün mülklerin, mabetlerin
O'na ait olduğunu bilsinler!
seni tanımıyordum evet, tanımıyordum, fakat
seni, öyle haksız, öyle mızıkçılıkla
oyundan çıkarılmış bir çocuk
gibi gördükten sonra, dostum,
büyük kalkış gününde
aynı oyuna çağınlan iki kafadar gibi
kalkıp da koşabilmek için
sana komşu mezardan,
belki daha cesur, daha kanatlı şeyler,
delice mizansenler hayal etmeli
ve diyebilmeliyim ki,
vursalardı beni de, senin gibi, Hrant Dink,
bu yaşlı şakağımdan,
benim de, o güvey uykusunun tadından,
o gençlik, güzellik uykusunun tadından
adını, kimliğini unutan cesedimi
bir 'karambol' eseri
Balıklı Mezarlığı'na defnetsinler isterdim;
üstümü de, meselâ, lavtacı Nazaret'in,
Hamparsum'un, Nikolaki Ağa'nın
iyi cins bir vatan toprağı gibi demli
ve bir rast semai gibi ağır, kederli
'Ermeni' toprağıyla örtsünler!
evet, evet örtsünler, ne fark eder?
örtsünler ki, böylece, efeliğin şanını,
kanın ve kanla karılmış gücün
verdiği sarhoşluğu burada
kurtlara, çakallara, şahinlere bırakıp
büyük göç katarına katılmasını bilen,
yani senin gibi, Hrant Dink,
şakaklarında ve potinlerinde delik,
ama boyunlarında ne haç, ne ay yıldız,
ne süleymanın mührü,
simurgunu arayan bütün kanatlıların,
bütün 'tedirgin' sakaların,
bülbüllerin, çayırkuşlarının
ve güvercinlerin
orada, 'eskilerin' sözüyle,
'sınıfsız ve devletsiz',
çitsiz, çepersiz, çetesiz
çayırlarında, ebediyetin,
kendi soylarına soplarına boş verip,
sabah akşam yalnızca
Tanrının adını, yalnızca O'nunkini
yücelttiklerini
öğrensin zeolotlar!
ve simurgun gökçe diriliğini,
gökçe doğurganlığını,
ölülere yaşama, taşlara kanatlanma
şevkini veren bir neşide olarak
eklediklerini
sabah akşam ötüşlerine...
Cahit Koytak
Hrant'ın katilleri biliniyor ama mahkeme önünde ceza almamalarını sağlayan maalesef iktidar. Hrant davasına getirilemeyen adamlar, konu Ergenekon olunca tıpış tıpış getirildiler duruşmalara.
YanıtlaSilEtyen Mahcupyan'ı da bu sebeple anlayamıyorum, arkadaşının ölmesine göz yumdular hala iktidarın iyi niyetini arayan, iyi niyetinden dem vuran bakış açısını kaybetmedi. Oysa gün gibi ortada ki 'her dünyevi iktidar gibi' bu da sadece kendine dokunan suçluları cezalandırmak istiyor.
Azınlıkların statüsü, misyonerliğimizden tut, ölünce gömüleceğimiz yere kadar herşey sorun dert onlara. Milli güvenlik belgesi yüzünden öldü belki de Hrant. Belki bir tarih kitabında geçen pis ermeniler pis rumlar pis kürtler ifadesi yüzünden öldü.
Kısacası eline kan değmemiş olsa da, ortamı hazırlayanlar da bizim için katil kalacak, onların iyi niyetini aramak nasıl mümkün oluyor?
Etyen'i her hafta okurum, okur okur üzülürüm..
söz konusu başkaları olunca, "teferruat" sayılMAmaları için hiç bir gerekçe bulunamıyor nedense?
YanıtlaSilsanırım hükümet de tüm 'iyi niyetine' rağmen 'gayrımüslim' ölümleri konusunda 'kader' kavramına yaslanmanın tadını çıkarıyor.
şöyle ki:
hükümetin 'kader' anlayışı konusunda Serdar Kaya bugün çok güzel bir yazı yazmış.
http://derinsular.com/cop-adamlara-muhtaciz/#more-19979
Surp Mahçupyan'a gelince; sanırım O, kuran'da bahsedilen "...şehrin öbür ucundan koşarak gelip: Ey halkım! sizden hiç bir ücret istemeyen bu adamları(peygamberler)dinleyin..." diyen adama benziyor. kumaşı görüyor ve bu kumaşa göre bir terzilik girişimi olabilir yapıp etmeleri. yoksa baksak, yüreği az yorulmamıştır.
Hrant Dink'in şehadeti bize şunu bir kez daha göstermiştir ki; tarih boyunca peygamberler hangi gerekçelerle şehit edilmişlerse, Hrant Dink de aynı gereçelerle şehit olmuştur. şahitlikleridir onların başını yiyen. başlarını yiyeceğini pekala gördükleri firavunlar karşısında baş eğmeyişleridir, hakkı söylemekten geri durmayışlarıdır olan biten...
Hrant Dink yerleşik algı, statüko icabı 'gayrı'; yoksa, kitabın ortasından okunacak olursa yapıp etmeleri fazlasıyla içeride duruyor ve bu adam eğer barışın dilini konuşmadıysa, merak etmeyin islam-barış-peace vs. zaten çoktan gömülmüş olmalı ya da kim o barış dilini konuşan?
Etyen baba bizim için azizdir. Biz, yani haktan yana olmak durumunda olanlar; haktan yana olduğumuz müddetçe "biz" kalabiliriz.
Değerli Gasilhane;
zor meseleye değindin, bizi ağlatan sebeplere değindin, anlatması zor açıkçası...
Etyen Mahcupyan'ın benden daha fazla (hatta senden daha fazla) içi yanıyor olsa gerek. Buna rağmen 'ondan şuna 3 gitti bunlardan şuna 2' misali alice in wonderland'teki şiirler tadında yaşayan iktidara omuz veriyor ya, anlamıyorum. Elbet bi bildiği vardır Etyen Mahcupyan'ın. İşte o bildiğini henüz anlamadım.
YanıtlaSilhttp://www.gazetem.net/emahcupyan.asp?yaziid=480
YanıtlaSilbirkaç hafta evvel şöyle yazmıştı. gerçi yazdıklarının bende oluşturduğu izlenim, mümkünler ve idealler arasında seçim yapmak yerine, öncelik sıralamasına dikkat ediyor denebilir.
http://www.gazetem.net/emahcupyan.asp?yaziid=482
YanıtlaSiltabii şu yazıyı da ekleyelim ki yanlış anlaşılmasın. yanlış anlaşılacak olan ne mi? siyasal partilere destek vermek "ayıp" sayılıyor nedense. BSM (bürokratik sakatlama merkezi)nin üretimi propagandalar, siyasal partimizi açıktan söylediğimizde utanılacak bir iş yapmışız algısına bürünmemize ayarlı olduğundan; sevilen bir insanın siyasal partilere desteği "partizanlık/yandaşlık" olarak etiketlenmeye müsait. ulusalcı olanlar için, "elbet bir çıkarı vardır" düzleminde algılanan bu meselenin ulusalcıların zihni arka planlarını(lapsus)öğrenmemiz dışında pek yararı olmasa da geyik olsun için lafı uzattım.
Keşke kalbin künhü müydü onu biz insanlar da görebilsek ve siyasi parti tercihlerinden niyet okumasak, katılıyorum.. İnsanız işte, devlet denen yapı bir adamı öldürüyor, tüm katillere tiksinti duyuluyor. Ama katiller de insan ve daha önceden sadece yanlışlar değil doğrular üzerine örülü ilişkiler de var. Etyen'i anlamasam da olayı özetle anlatan seni anladım, zaten biz içi uzaktan yananlar sayılırız doğaldır anlaşmamız. Anormal olan anlaşma'lar garip.
YanıtlaSil