Şu yazıyı [ http://populistkultur.blogspot.com/2010/12/ogrenci-protestolar-neyi-gosteriyor.html ] okumalısınız önce. Çünkü müfredat gereği bugünkü derste bunu işleyeceğiz. Ben de isterdim size el işi kağıdıyla yapılacak şeyler göstermeyi ama müfredat böyle.
Hayatımda bu kadar merhametsiz bir bakış açısını zor görmüşümdür. Bir iktidarı savunmak için bile bu kadar bel kırılıyorsa, namaz kılarken secdeye varmak yetmiyordur. Dünyevi bir iktidar için bu kadar eğilenler, olası bir ilahi iktidar karşısında ne hale girmelidir, tahmin edemiyorum. Konuyu ve argümanları geçtim, insanları ''sevmemek'' nedir, ben bu yazıdan öğrendim. Canı acıyan, dayak yiyen, suratı şişen, burnu parçalanan insanlardan deney faresi gibi bahsetmeyi nasıl yadırgamaz hale geldik? Bazen derslerde de farkediyorum, insanlardan bahsederken ''mortaliteye varan sonuçlara ulaşır'' diyorlar, orada bir insan hayatını kaybeder ölür, biz burada ''mortaliteye vardı'' deriz. Her neyse beni yaşamaktan soğutan bu yazının sahibi kardeş, karşıya geçerken ezilen kedi köpeklere ''siz de geçmeseydiniz'' diyor mu, merak etmiyorum.
İlk argüman: Protestolara katılanlar öğrenci gibi öğrenci değildir, doktor avukat değildir. Periferide kalmışlardır.
Cevap: Benim gördüğüm kadarıyla cemaatin çoğunluğu öğretmenlerden oluşuyor. Bence siz hiç bir yeri kazanamıyorsunuz, ek puanla Türkçe öğretmeni olup dersanelerde haftasonu dahil çalışmak için can atıyorsunuz. ÖSYM'de soruları araklayıp KPSS'de araklayıp anca beli doğrultuyorsunuz. Ses çıkaran, hakkını arayan insanlara da bu şekilde bok atarak pasifliğinizle gurur duyuyorsunuz. Doktor-avukat demişler, o yüzden buyrun eczacıyım derken çekindim, belki 1970'lerin dünyasındaki dünürler gibi ''tahsili'' tıb ve hukuk'tan ibaret görüyorlardır, belki saymazlar ama buyrun yine de.''Kızımız ne iş yapıyor? Eczacı. Nasıl yani doktor değil mi? Değil. Eylemcidir o zaman tüüü başarısız periferiii''
İkinci argüman: Şiddet olaylarına karışan öğrencilerin nüfusu her zaman %1'in altındadır.
Cevap: Öncelikle fuhuş yapıyormuşuz gibi ''şiddet olaylarına karışan bulaşan'' şeklinde tanımlanmak gerçekten üzücü. Kimsenin kızına 20-30 bir şey göndermiyoruz. Kimsenin çocuğuna burs verip Amerika'ya eğitime yollamıyoruz. Çünkü paramız yok. Bu olaylara karışılmaz, bu olaylar sana karışır ve ruhuna insanlık için bir saniye de olsa ayağa kalkma aşkı aşılar. İkinci olarak sayıca çoğunlukla övünmek gibi bir hataya düştüğünüz için ot beyinlilerden müteşekkil bir yapı olmaya doğru gidiyorsunuz. İnsanları kafaca geliştirmeden, onlara kültür namına bir şey kazandırmadan sadece aidat (yardım-sadaka-yaşlı kadınlara Çamlıca kahvaltısı her ne diyorsanız) alarak sayıca büyümeniz yüzünden %40'larda ama somut olarak yaralı parmağa işeyemeyen çapta bir yapı olup çıktınız. %1 varsa ne ala, bir kaldıraç ve dayanak noktası ver, ben sana dünyayı yerinden oynatayım demiş atalarımız.
Üçüncü argüman: Örgütlü şiddetten çekinmek zeka belirtisidir.
Cevap: Hz. Muhammed, Hılfü'l Fudul adlı bir örgüte iyi niyeti dolayısıyla 20 yaşındayken üye olarak katılmış ve yıllar sonra ''Onlar hayırlı bir iş yapıyordu, böyle bir cemiyete davet şimdi olsa, şimdi de icabet ederdim'' anlamına gelen bir yorum yapmıştır. Bu örgüt, malı gaspedilen bir yabancıyı korumakla başlayarak haksızlığı önlemek üzere yemin etmiş bir grup insandan oluşur. Hılfü'l Fudul, hakkı yenen kişiyi korurken zalime gidip ''lütfen hakkını geri ver'' dememiştir, hepsi eli kılıç tutan insanlardır, zayıfın hakkını zorbadan anladığı dil üzre almayı bilmişlerdir. Şimdi günümüzde ''İsrail'den izin alınmalıydı'' diyen okyanus gözlüm'e fazlaca tapındıklarından olsa gerek, bu gerçeği çoktan unuttular.
Yazarın dediği gibi ''Şiddet! Aşkın şiddeti. Haksızlığa duyulan öfkenin şiddeti. Mazluma duyulan merhametin şiddeti. Şimdi tüm bunlar karalandı ve geriye şiddet nedir bilmeyen nötr, hissiz robotsu yaratıklar kaldı. Haksızlığa itiraz edene deli, merhametlilere enayi, aşıklaraysa sapık gözüyle bakılır oldu.''
Dördüncü argüman: Burada bir argüman var ama ne olduğunu kendim anlayamadığım için size bir yorum yapamayacağım. Her yer özel üniversite olsun da çoğunluk gitsin mi istiyor, yoksa herkes zengin olsun ve hep beraber ülkecek Audi'ye binelim mi istiyor anlamadım, o yüzden hakkında bir şey diyemem. Siz ne anladıysanız o, ben burda reset yedim.
Beşinci argüman: Sosyalist teori kendisiyle çelişmektedir çünkü öğrenci eylemleri anarşiye yakın durmaktadır. Anarşi, şiddete ve ''terörizme'' katılmaya her zaman meyillidir.
Cevap: Bunu da karşı taraf bu konulardaki bilgisini sümüklü cemaatin sümüklü eserlerinden öğrendiği için yorumlayamayacağım. Anarşiyi terörizme bağlaması cevap versem de anlamayacağına en büyük kanıt. Özet geçeyim; oku! Hem ''oku'' bir ayet, bazen gerçekten inanasım geliyor, kendiliğinden bu kadar isabetli emirler verilemez.
Son argüman: Öğrenci protestolarıyla amaçlanan hükümeti dinamitlemektir. Türkiye'de öğrenci dövenler genellikle koltuklarını kaybeder. Birileri hükümetin fişini çekti.
Cevap: Bu hükümet tekrar iktidar olacak, fiş falan çekilmedi. Türkiye'de öğrenci döven terfi alır. Türkiye'de öğrenciler doğalgazdan zehirlense ''çıplaktılar'' dersiniz. Türkiye'de polis doğmamış bebeği anne karnında tekmelese ''bebek zaten gayrı meşruydu'' dersiniz. Bunları diyenlerin kim olduğunu hatırlıyor musunuz? Hayır. Peki anne babanız kimlere oy verdi? Sonuç: Telaşa gerek yok, asayiş berkemal.
Με τελείωσες
κι έγινε η αγάπη ψέμα και υποκρισία
http://gasilhane.blogspot.com/2010/12/merhamet-101den-nasl-kalnr.html
Çok teşekkür ederim, gereksizce çok miktarda sevindim okuduğun için. Öyle böyle değil.
YanıtlaSileyvallah ben de, sen, yazılarımı okumadığında çok üzülüyorum...anlaşılır bir durum sen benim ortodoks kardeşimsin, laf olsun diye değil...
YanıtlaSilNeye karşı olup neyin yanında olduğumu bilen 1 insanın olması kadar insana nefes aldıran başka bir şey yok. Eyvallah hacı.
YanıtlaSil