Hemen hepimiz, zaman zaman dünyanın eskisi gibi olmadığından dem vurmuşuzdur. “ Eskisi gibi olmamak ” lığa dayanarak kurulan cümlelerin en can alıcı yanı, “ eskisini nasıl bilirdiniz? ” sorusuna verilen cevapta gizlidir. Bir de bakmışızdır ki, bugün söylemek için dayanak / meşruiyet bulmakta zorlandıklarımızı, “ eskisine ” ya da “ zamanın kumlarına ” söyletmek hatırı sayılır kolaylıklar sunmaktadır.
Biliyorum, anlaşılması zor cümleler kurmayı öğreneli beri, sözlerimin “ ağırlık ” taşıdığı gibi bir sanrının da sahibi oldum. Ama yazık ki, şunu da biliyorum: sözün ağırlığının hükmünün olmayıp; yani, “ ne? ” söylendiğinden ziyade “ kime? ” ve “ kimin? ” söylediği üzerinden magazinsel bir fırtınanın koparılması için “ ağır sözlerin ” tedavüle sürüldüğü bir dünya, bence, tam da eskisi gibi…
Hepimizin çevresi vardır, toplumsal bir varlık olmak lığımızdan ötürü. Ve hepimizin çevresini, “ Pİ ” sayısı sabit olduğundan “ çap ” larımız belirler; “ çevre formülü ” uyarınca. Dolayısıyla ‘çap ve magazin’ formülünün sabiti de “ kim? ” sorusudur kanaatimce, önermenin nesnesini arayan sorular es geçildiğinde. Yüklem, durum, duruş, yürüyüş… belirten bir olgunun illiyeti/sebep-sonuç ilişkileri “ kim? ” sorusuyla değil; nedenselliğini analiz etmeye yarayacak “ ne-neden-nasıl-nerede-ne zaman ” sorularıyla açıklığa kavuşur. Ki vakıa, aklın konusu olabilsin. “ Kim ” önemsiz değildir elbet; ama “ hepimiz için ” olan bir dünyada kim sorusu siz, biz ve onlardan başkasına işaret edebilir mi? Bunca kelamı neden ettim? Çevremde, malum “politbüro” yazımdan sonra yoğun bir “ kim bu? ” krizi yaşanmakta ve galiba “ ağır sözler ” boyutu da kazanarak hepimizi üzmek için pusu atma arayışı içine girdiği izlenimi uyandırmaktadır. Madem bu kadar önemli kim olduğu, deyiveren ben size de, bitsin bu ızdırabınız a dostlar!…
Politbüro, doğrudan doğruya “ euzu-besmelesizler ” dir. Euzu-besmelesizler de, kadim zamanlardan beri ıslah edici olduğunu iddia eden politbürodur. “ Kim? ” oldukları anlaşılan bu güruh’un niteliğine yani euzu-besmelesizliğin ne olduğuna da değinelim ki, mevzu eğrisiyle doğrusuyla açığa kavuşsun.
Euzu-besmelesizlik, kafadaki kırk tilki / iblis ve kırkının da kuyruğunu ( teğet bile ) değdirmeden stratejik hedefler (vesvasilhannas) güdenlerin operasyon kabiliyeti ve bu çirkin kabiliyeti faaliyete dönüştürme ameliyesidir.
Hedef: İnsanlara egemen olmak, onları yönetmek suretiyle üzerlerinde otorite tesis etmek, “ kul edinmek ” çabalarının bütünüdür.
Strateji: Her biri akılla donatılmış insanları doğrudan kullanabilmenin insan ahlakı / yaradılışı bakımından imkânsızlığı aşikârken, insan üzerinde egemen olmayı mümkün kılacak araçların arayışı. Apolitik insan üretimi ve onları “ yönetilebilir / kullanılabilir ” kılmak suretiyle vesayet / şefaat ilişkileri üzerinden hegemonya kurabilme hedefine giden yol haritası.
Operasyon: Yol haritası uyarınca insan ahlakını fesada uğratacak her tür faaliyet ve bu faaliyetlere bağlı olarak insanların “ aklı ” dolayısıyla ahlakları arasındaki bağı kesmek ve onları paralize / alık etmek suretiyle “ emir kulu / besmelesiz ” edinme işi.
“…Kitleleri önceden belirlenmiş bir kalıba sokmak ve bu şekilde herkesin aynı zihniyet doğrultusunda [döllenmesini] düşünmesini temin etmek isteyen bütün [politbüroların] siyasi iktidarların dikkate almak durumunda oldukları kimi [sihir: akıl alma iş bilgisi] gerçeklikler vardır. Zira yığınları kontrol edebilmek [kul-lanmak], insan tabiatını [ahlakını] ve kitle psikolojisini iyi bilmeyi gerektirir. Bu kitap, bugüne dek sosyal psikoloji alanında yapılmış olan kimi temel çalışmaları inceleyerek, insanların mükemmelden uzak olan düşünsel yapılarının A-OTORİTE, B- KURUMLAR, C- DİĞER İNSANLAR tarafından ne şekillerde manipüle [sihir-büyü] edilebileceği konusunu değerlendiriyor…” [1]
Emir kulu: Besmelesiz. İktidar arzularıyla azgınlaşıp ihtiraslarını dizginleyemez boyutlarda tuğyana kalkışıp, başkaları için kirli ve karanlık hesaplar kurgusu içinde günahı kendisini kuşatmış olan euzubesmelesiz’in üretmeyi başardığı mankurta da “ besmelesiz ” denir. Çünkü Allah, eşitlik, özgürlük, hak, hukuk, adalet, barış, kardeşlik, merhamet, rahmet, vicdan, akıl, …adına / ekseninde düşünmekten ( sıdkından ) sıyrılıp, “ kurgusal ” kurumlar ve kültleşmiş sahibin gözleriyle kendine ve hayata bakıp, bayağı bir euzu besmelesizin ağzına soktuklarıyla konuşan bir zavallı emir kulu için besmelesiz tanımı ağır gibi görünse de; bu sözde zavallının “ patron adına ” yapıp etme kabiliyeti ve yaptıkları göz önüne alındığında bir canavardan bahsedildiği kolayca anlaşılabilecektir.
En hafifinden modern hiyerarşik kurumsallaşma içinde “ sahip ” tarafından yumurtlanan yukarıdan aşağı mono lojik emir kipinin “ tanrısal vahiy ” hüviyeti kazanıp; bir insan evladının, bir başka insan evladına yapamayacaklarını “ normalleştirerek ” kötülüğü sıradanlaştıran ve insanlık onurunun gün boyu tepelenmesini mümkün kılan cehaletin boyutlarını daha iyi anlayabilmek için sıradan “ bir bombacının ” hayatına bakalım; aynı eserden…
“...Kişiliklerin yok Edilmesi: Hiçbir otorite, kullandığı insanların davranışlarını bir anda tesir altına alamaz. Böyle bir kontrolün gerçekleşebilmesi için, bireylere belli algı ve değer yargılarının telkin edilmiş olması gerekir. Devletin manevi şahsının, temsil ettiği değer ve sembollerin ya da devleti temsil eden şahısların yüceltilmesi ile oluşturulan bir kült, hayatın her alanına yansıyan belli ön kabul ve normlara sahip olan yaygın bir töre oluşturur. Gerçekte var olmayıp insanlar tarafından ortaya çıkarılmış olan ve sadece genel kabule dayanıyor olması nedeniyle de objektif değil, kurgusal bir değere sahip olan böyle bir konseptin kullanılmasıyla vatandaşlara boyun eğme eğilimi kazandırılması, sonraki yıllarda gelecek olan " fedakârlık talebi " için zemin hazırlar. Bu şekilde zihniyeti inşa edilen bir insanın, belli konularda özgür düşünebilmesi, kendi kendine ya da kendisi adına karar alıp uygulayabilmesi mümkün olmaz. Daha da kötüsü, bu duruma düşmüş olan bir kişi, zaman zaman kimi özeleştirilerde bulunsa dahi, söz konusu gerçeklik hakkında nasıl bir yargıda bulunduğunun tam olarak, kuşatıcı bir şekilde farkına varamaz. Çünkü bu şartlar altında, kişi, gerçek insanlardan çok, insanlar tarafından var edilen kurgusal varlıklar bazında düşünmektedir.
Böyle bir kişi, örneğin, 9 Ağustos 1945 tarihinde ABD'nin Nagasaki'ye atom bombası attığını düşünür. Gerçekte, o bombayı Nagasaki üzerine bırakan kişinin Massachusetts eyaletinin lowel şehrinde doğmuş olan Charles Sweeney (1919–2004) adlı biri olduğunu belki bilir. Ama bu bilgi, onu bu düşüncesinden vazgeçirmez. Çünkü kişi, Sweeney'nin yüksek bir otorite tarafından kendisine verilen görevi yerine getirdiğine inanmakta ve hatta üniforması içerisindeyken onu müstakil bir insan değil Amerikan ordusunun bir pilotu olarak görmektedir. Hâlbuki Nagasaki'de ölen yaklaşık 70.000 insandan dönemin ABD hükümeti de sorumlu olsa dahi, onları doğrudan ( uçuş ekibindeki diğerleriyle birlikte ) Sweeney öldürmüştür ve bu katliamın suçlusu herkesten önce odur. Ancak insanlardan ziyade genel kabule dayanan kurgular [putlar] ekseninde düşünmeye alışkın olan bir kişi, emir alan Sweeney'yi küçük, emri veren otoriteyi ise büyük görerek, Sweeney'yi kendisine verilen emri uygulamak durumunda olan bir piyon [emir kulu] olarak algılar. Hatta Sweeney'nin öldürdüğü Japonların yakınları dahi, öfkelerini öncelikle ona değil, ABD'ye yöneltirler.
(...)
Ancak asıl önemli olan, şiddetin gerek karar alıcılarının [ politbüro ], gerekse uygulayıcılarının [ besmelesiz ], yaptıkları işlerin sevimsizliğinin farkında olsalar dahi, bu durumu kişiselleştirmiyor [ üzerine alınmama ] oluşlarıdır…” [2]
Alıntılar “ Endoktrinasyon ve Türkiye’de Toplum Mühendisliği ” Sedar Kaya
[1] Giriş
[2] Sayfa 25-26-27
ah be kardeşim ( kendimden biliyorum )insanlar politbüronun hizmetine girmeye o kadar teşnedirler ki, sen bile şaşırırsın. ihtiraslarının kurbanı olan insan bu derin arzusuna ulaşmak için kul-lanmaya ve kul-lanılmaya o kadar amade hale gelebiliyor. sveni ineği bombayı atmadan önce kimbilir ne hayaller kuruyordu eve döndüğünde kahraman gibi karşılanacak, belki de ona kartondan kesilmiş bir madalya bile verecekler ve kahramanlıklarını anlatacağı güzel bir gelecek onu bekliyormuştu vs. vs. aaah! aaah! hayallerim yıkıldı gitti, bu aşk beni benden etti, sevdim sevdim bak ne hale geldim.
YanıtlaSilbahsedilen bu politbüro, politika alanlarına göre çok sofistike ( aslında sığlığın zirve yaptığı bir yer ama görebilene )bir yapılanma içerisinde olabiliyor. süfli bir takım amaçlar edinmekten başlıyor,