Çocukluk yıllarımız benliğimizde tatlı hatıralar olarak devinmeye devam etmekteyken, farkında olamadan büyümüşüz ve çok yakında da göçüp gideceğiz. Ama hala basit bir takım oyun ve uğraşlar içerisindeyiz. Kendi hayatımızın aktörü olduğumuz bilincinden uzak, başkalarının "saçmalık"larına hizmet etmekle geçmiş ömrümüz ve iyi niyetli olmamız durumun vahametini değiştirmiyor...
"Gündem değerlendirmesi" tartışmalarının yapıldığı bir ortamdan eve döndüğümde, oğluma, durum hakkında düşüncelerini sordum. Evlat: "gündem nedir?" diye sordu. 'Çocukça'ya göre durumun izahının yapılması gerekiyordu. O’na, o gün hangi oyunu oynayacaklarına kimin karar verdiğini sordum. Bu gün kimin, hangi politik hesaplarına göre gündemimizin belirlendiğinden farklı bir durum değildi çocukların yaşadıkları. Yufka yürekli ve doğal olarak oyun oynamaya doyamayan bir oğlum var. Durumu kavradı, bir takım muhteris insanların, gündemini meşgul ettiğinin farkındaydı. Ama dedi "bu kötü bir şey mi?" Şöyle düşün dedim bir örneklemeyle: bizim eve odun alınmış ve odunların taşınması gerekiyor. Sen de arkadaşlarına çaktırmadan, odunları taşıttırmak için onlara: " haydi odun taşıma yarışması yapalım!" diyorsun. Bu durum kendi gizli gündemin gereği insanları kullanman demek oluyor ve bu kötü bir şey. Odun taşıma işini eğlenceye dönüştürerek (gizli bir amaç gütmeden) insanların yardımlarını alman farklı bir şey. Onların oyun oynama arzusunu kendi menfaatine tevdi etmen kötü bir şey iken, onlarla yapılacak işin amacını gizlemeden yardımlaşman iyi bir şey. "Anladım!" dedi ama kendimden biliyorum ki, büyüdüğünde onu "kul" edinecek olanlar, çok daha sofistike bir biçimde bunu yaptıracaklar. Bu realite her baba gibi insanın içini acıtıyor...
Oyunun kurulabilmesi için iyi niyetinden kuşku duyulmayanların duruma vaziyet ediyor olması çok yadırganacak bir şey değildi elbette. Ama büyüklerin dünyasında oynanan oyun birilerinin hayatını yaşanmaz hale getiriyorsa, birilerini "kötürüm" ediyor birilerinin bir ömür boyu "köle" olarak kalması sonucunu doğuruyorsa, burada "iyi niyetli" olmak durumu kurtarmıyor. Firavun kılıklı ana oyuncuların, sistem bilgisine sahip kişileri kullanması, onlara tanıdığı göreceli iltimaslar, oyun bozma yetisine sahip olanların durdurulması için kullanılmakta; ama yarınlara bıraktıkları bu pis oyundan çocuklarını nasıl kurtaracakları, bu tip(siz)lerin de karabasanı olarak uykularını kaçırmaktadır. Gizliden gizliye çocuk saflığından kurtularak insanlıktan çıkma işini çocuklarına öğretmeleri, onların ahlaklarını bozmaları ile doğru orantılı olmaktadır. Ahlakı bozulan bir çocuğun ise ilk denemeleri, yine en yakınları üzerinde gerçekleşmekte. İhtirasları azdırılan bu tiplerin hiç bitmeyecek bir saltanat yalanıyla insanlıktan çıkışları ile hayat daha da acımasız bir hal almaktadır...
Aslında gündemi anlamak iki şeyi anlamaktan geçiyor. Gizli gündem ve aşikar olan gündem. İktidarın, egemenlerin, güçlülerin her zaman iki gündemi vardır; biri gizlidir (aslında gerçek olanı budur adını "ezotorik" koymuşlar) diğeri ise aşikar edilen avama verilen (egzoterik olan). Gizli olana ulaşamamak, iktidar okuması yapmaktan mahrum bırakılmışlar tarafından her zaman ona karşı boynunu öne eğmesi gereken bir "kutsal" olarak kullanılagelmektedir. "Gizli gündem" doğası gereği, iletişim araçlarında, ortak tartışma zeminlerinde tartışılmaz. "Kul"lanılanların, hangi gizli gündeme hizmet ettiği, tartışma konularına malzeme olduğunda, "proje" nin aşikar olma olasılığı, gizli gündemin sahiplerini tedirgin eder. O yüzden insanların farklı, basit gündemlerle oyalanması gereklidir. Üretim araçlarına sahip olanların esas gündemi iktidarlarını mukim kılmak iken, tebaasını farklı konular üzerinde oyalama çabası buna bir örnektir.
Son günlerin popüler reklamında gözümüze sokulan Ağaoğlu inşaatın sahibi: “herkesin havuzlu bir villada oturma hakkı vardır” diye bağırım bağrım duruyor ekranlardan. Sanırsınız insanları gece kondularda oturma sefaletinden kurtarmaya çalışan gökten inmiş melaike. Şayet sözlerinde samimi ise, inşaatlarında çalıştırdığı "amele"lerine birer havuzlu daire versin de, mazlumları "hak"larından mahrum bırakmasın, önce yakınlardan başlamak gerekmez mi?
Güçlü olanın gündemi belirleme noktasındaki etkinliği, gücü ile doğru orantılıdır. Bunu "gücün sözü" olarak ifadelendirmek yanlış olmaz. Güçlü olan, sözü söyler. Peki başka kim söz söyleyebilir? Adalete inanan ve onun nasıl gerçekleşeceğini bilenler. Güçlünün sözünü ancak "sözün gücü" hakikat bastırabilir. Bu söz ise, bilinç olarak diyafram ile yürek arasından çıkar ki, güçlünün sözünü/batılı yıkar geçer...
Ramazan İleri
sözün gücüne güveniyoruz!
YanıtlaSil