15 Kasım 2010 Pazartesi

ENDOKTRİNASYON ÜZERİNE




İnsandan bir robotun oluşturulabilmesi için ona erkenden el atmak gerekir. Peki bu el atma işlemi sadece kuvvet uygulanarak veya değişik baskı yöntemleri ile mi gerçekleştirilir? Aslında bu istenilen kıvama getirilme işleminin daha kesin ve etkili yöntemleri vardır.



Bu kendi kendine harekete geçirmeyi, istediğini yaptırmayı amaçlayan bir işlemdir. Düşünce kontrolü ile kıvama getirilmiş bir bireyin davranışlarını kendi iradesi ile şekillendirdiğini düşünmesini hedefleyen alçak /sinsi bir yapıdır. Eski zamanlarda cerrahlıkla yapılmaya çalışılanı çehrelerde iz bırakırken, bu yol ise zihinlere kazınır. Bundan dolayıdır ki, eğitimciler/insandan canavar elde eden terbiyeciler çocukları vazolara yerleştirip bedenlerinin şeklini vazoya uydurmuyorlar artık. Onları okullara yerleştirip topluma uyduruyorlar. Aslında ben de bu öğütümden geçtiğimi düşününce kendimi paketlenmiş servise hazır hissediyorum bir bakıma. Artık zorla olan bir şey yok her şey ortada; ameliyat açıktan gerçekleşiyor fakat bu sefer sonuçlar gizleniyor. İşte bu giz perdesinin/endoktrinasyonun arkasındakileri daha net görmek isteyenler Serdar Kaya’nın kitabını (Endoktrinasyon ve Türkiyede Toplum Mühendisliği) mutlaka okumalılar.



İnsanların dünyayı anlamlandırma ve algılama şekilleri tesir altına alınarak toplumun sistematik bir şekilde disipline edilmesi sağlanıyor. Bu kitap insanın otorite, çevre ve çoğunluk karşısında sergilediği davranışları konu alarak, algının nasıl şekillenmekte olduğu hakkında çeşitli değerlendirmelerde bulunuyor.



‘’İnsanın uzun ve iç karartıcı tarihine baktığınızda korkunç suçların isyandan çok itaat adına işlendiğini görürsünüz’’ C.P.Snow



‘’Sömürü yalnızca insanların ve ülkelerin ekonomik ilişkilerinde ortaya çıkmıyor, insanlar arası ilişkilerin her alanında karşımıza çıkıyor. Ama çeşitli şekillerde meşrulaştırıldığı için ekonomik sömürü dışındaki sömürüler, dikkati çekmiyor’’ Jonna Kuçuradi



Sırf itaat adına kişiliği yok edilerek sömürülen birey bunu kendi kendine yapar. Bu itaat kültürü sayesinde kötülük yaptığı kişiyi değersiz ve aşağılık olarak görür ve yaptığı kötülüğü karşısındakinin hak ettiğini düşünerek bunu zavallı bir biçimde dehümanize eder.Aslında ayettende anlaşılacağı gibi ’’ Bu (gibiler) , Allah’tan başkalarını kendilerine statü ve nüfuz sağlamak için ilahlaştırırlar’’ Meryem/81



Ana hatları ile ifade etmeye çalıştığım tablodan çıkan sonuç: Sosyoloji ders notları niteliğinde gördüğüm kitabın; köleleştirilmiş zihinlerin, kişiliklerdeki sömürünün varlığının değişebilmesi için insana ve insanlığa daha geniş bir pencereden bakabilmek (bunu da şuna benzetirim ben. Her şehrin yüksek ve gösterişli bir binası vardır işte ona çıkıp tüm devlet kurumlarındaki sorgulamadan itaat et işleyişinin, makam ve mevkilerini içselleştiren iktidar sahiplerinin, bürokrasi saçmalığının ve servise hazır bireylerin nasıl düzenli/sistemli bir şekilde hareket ettiklerini görebilmek ile eş değerdir) ve otoriteye uyum saçmalığından, ulus devlet ve moderniteyi veri kabul etmek yerine sorgulayabilmenin öneminin tüm bu kuşatıcı zihniyete karşı ne denli gerekli olduğu da  vurgulamak istediklerinden. Her bir kelimesi özenle hazırlanmış bu çalışma tüm bu sosyalizasyonu aktarmaya çalışmış.



Son söz: Yaşam tevhidi adalet ütopyasının isyancılarını, sömürü ve ayrımcılığın her türüne karşı tarih sahnesine çağırırken soruyor:



‘Kazanmaya cüret edebilecek misiniz?’



Harun Çetinkaya / ÖzgürGenç

2 yorum:

  1. İRFAN SİNCAR15 Kasım 2010 23:02

    İnsanlık Tarihi her zaman iki kutupun çatışma sahnesidir... Kutupların isimleri iyi-kötü, köle efendi, mümin- kafir, ezilen-ezen olarak değişebilir...
    Ancak bu çatışmanın galibi kim olmuşsa uzun zaman geçmeden (en uzunu bir kuşak)eski düzeni yeniden getirmeyi becermiştir. Ezilenler ezenlerin bostuna bürünmüşlerdir...
    Neden mi? Çünkü endoktrine edilmişlerdir. Endoktrinasyon egemenlerin insanı kendinden soyup, onun bedeninin içine kendilerinin girmesidir. Biz insanlarda buna direnmeden izin veririz... Sonra içimizdekinin biz olduğuna inanmaya başlarız...
    "Son söz: Yaşam tevhidi adalet ütopyasının isyancılarını, sömürü ve ayrımcılığın her türüne karşı tarih sahnesine çağırırken soruyor:"
    KENDİMİZ OLMAYA CÜRETİMİZ VAR MI?

    YanıtlaSil
  2. Harun Çetinkaya17 Kasım 2010 15:21

    Ne güzel özetledin abicim işte sanırım bütün sorun o elbiseyi giyip giymemekteki direnç...

    YanıtlaSil